Organik Kimyanın Tarihçesi

 

Organik kelimesi ilk kez İsveçli kimyacı Berzelius tarafından kullanılmıştır. Kelime anlamı organizmadan türemiş demektir. Kimya bir bilim dalı olmadan önce bile insanlar organik kimya ile uğraşmışlardır. Örneğin, eskiden beri insanlar, üzümden şeker elde etmesini,  çeşitli meyveleri fermente ederek şarap ve sirke elde etmesini, mayalanma sonucu oluşan karışımdan damıtma ile alkol elde etmesini, doğal ürünlerden hayvansal ve bitkisel yağlar elde etmesini, sabun yapımını, indigo ve alizarin gibi bazı bitkisel boyar maddeleri biliyorlardı.

Organik kimyanın gelişmesi sırasında organik maddelerin çoğunun tabiattaki bitkisel ve hayvansal maddelerin kompleks karışımı olduğu sanılmıştı. Saf maddelerin elde edilmesi ve saflaştırılması metodları geçen son iki yüzyılda süratle gelişmiştir. On dokuzuncu yüzyılın sonunda oldukça fazla sayıda organik madde tabii kaynaklardan elde edilmiştir. Bunlar arasında alkol, üre, ürik asit ve diğer organik asitler söylenebilir.

Bütün bu maddeler bir veya farklı birçok canlı organizmadan elde edilmişlerdir. Bundan dolayı kimyanın bu kolunun canlı organizmalarla ilgili olduğu fikri gelişmiş ve bu yüzden organik (uzvi) kimya denmiştir. Bununla beraber Alman kimyacısı Friedrich Wohler organik madde olan üreyi 1828′de herhangi bir canlı kaynak kullanmadan amonyum siyanattan elde etmiştir. Bundan sonra organik bileşiklerin sadece canlı organizmalarda meydana gelebileceği fikrinden vazgeçilmiştir.

Organik bileşiklerin kantitatif (kemmi) analizleri hakkında ilk bilgiler Jean B. A. Dumes ve Liebıg tarafından ortaya konmuştur. S.Cannizarro ve F. A. Kekule organik bileşiklerin yapıları hakkında teoriler geliştirdiler.

Organik kimya önemini karbonun diğer elementlerden çok daha fazla sayıda bileşik meydana getirme kabiliyetine borçludur. İkinci olarak, karbon atomunun mutlaka dört kovalent bağ meydana getirmesidir.

Organik bileşiklerle anorganik bileşikler arasındaki genel fark molekülde bulunan atomları birbirine bağlayan bağların tabiatıdır. Anorganik bileşiklerin çoğunu meydana getiren bağlar iyonik veya elektrovalens bağlardır. İyonik bağ, atomların son yörüngesindeki elektron dizilişini asal gaz elektron dizilişine benzetmek istemesi sebebiyle elektron alış verişi sonucu hasıl olan iyonlar arasında meydana gelir. Atomun son yörüngesindeki elektron dizilişinin, soy gaz elektron dizilişine benzemesi için elektron transferi yerine elektron çiftlerinin ortaklaşa kullanılması ile meydana gelen bağ, kovalent bağ veya elektron çifti bağıdır.

Bağlardaki bu farklılıklar organik ve anorganik bileşiklerde bazı fiziksel özelliklerin farklı olmasına sebeb olurlar. Bu sebeple anorganik tuzlar, yüksek erime noktasına sahiptirler, destile edilemezler, suda çözünürler, susuz çözücüler de sınırlı çözünürler veya hiç çözünmezler ve erimiş veya sulu çözeltileri elektriği iletirler. Tersi olarak organik bileşikler düşük erime noktası gösterirler, destile edilebilirler. Suda sınırlı veya hiç çözünmezler. Organik bileşiklerin moleküler yapılarını açıklamak için bazı kaideler geliştirilmiştir. Bağ yapan bir çift elektron bir tek çizgi ile, iki çift elektron iki çizgi, üç çift elektron üç çizgi ile gösterilir. Aslı karmaşık olan bu yapılar Örneklerde olduğu gibi baside indirgenmiştir.

H3C-CH=CH2 H3CCH=CH2

Karbon atomları arasındaki bağların tamamı tek bağ ise, bu tip organik bileşiklere doymuş bileşikler; karbon atomları arasında bağlar birden fazla ise, doymamış organik bileşikler denir.

Karbon, diğer karbon atomları ile birleşerek bir seri bileşikler meydana getirir. Bunlar arasındaki fark belirli bir grup fazlalığıdır. Bu tip serilere homolog seriler denir.

Alkanlarda görüldüğü gibi bir bileşik, bir öncekinden (-CH2-) kadar farklıdır.

Terminolojik olarak organik bileşiklerin sınıflandırılması: Organik bileşiklerin sayısı iki milyona yaklaşmaktadır. Bu yüzden organik bileşiklerin sınıflandırılması milletlerarası bir kararla halen yapılamamıştır. İlk zamanlar, organik bileşikler, elde edildiği kaynağa göre sınıflandırılırdı. Organik bileşiklerin molekül yapıları belirlenmeye başladıktan sonra bu sınıflandırmalar daha mantıki ve belli kaidelere dayanmaya başladı. Daha sonra Milletlerarası Kimya Birliği organik bileşiklerin adlandırılmasını belirli kaidelere bağladı. Bu adlandırma usulüne Cenevre Adlandırma Usulü de denir.

Karbon atomunun moleküldeki dizilişine, bileşikte karbondan başka atomların oluşuna veya olmayışına göre organik bileşikleri asiklik, karbosiklik ve heterosiklik şeklinde üç ana grupta, türeyenleri de ayrıca sınıflandırmak gerekir.

1. Asiklik organik bileşikler: Bu bileşiklerde karbon atomları zincirler halinde birbirlerine bağlanmıştır. Zincir düz veya dallanmış halde olabilir. Asiklik bileşikler önce iki sınıfa ayrılırlar: Asiklik hidrokarbonlar (Bkz. Hidrokarbon) ve Asiklik hidrokarbon türevleri. Türevler halojen, hidroksil, karbonil, karboksil, eter, amin, amid, merkaptan, ester vs. türevleridir. Bunlar fonksiyonel gruplarına göre sınıflanırlar. Mesela bir alkana bir karbonil

grubunun girmesiyle aldehit meydana gelir.

2. Karboksiklik bileşikler: Bunlar halkalı yapıya sahip olup aromatik ve alisiklik bileşikler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Aromatik bileşiklerde halkayı meydana getiren karbonlar arasında çift bağlar vardır. Benzen

naftalin ve fenatren aynı zamanda bunların türevleri aromatik bileşikler grubuna girerler.

Alisiklik bileşiklerde halkayı meydana getiren karbonlar arasında çift bağ yoktur. Mesela; siklohekzan bir alisiklik bileşiktir.

3. Heterosiklik bileşikler: Bunlar da halkalı yapıya sahiptir. Ancak halkada karbondan başka N,S,O, gibi hetero atomlar bulunmaktadır. Mesela; 2-Azonaftalin

ve 1-okso-3-azo 2 H, naftalin

birer heterosiklik bileşiklerdir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !